Lisedeyken, hareketli yapımı “taş yerinde ağırdır” diyerek bastırmaya çalışan bir Edebiyat hocam vardı. Hiç unutmuyorum; annemi çağırıp,
“Bu kızın yolu yol değil” demişti.
Sonra büyüdükçe “elalem” girdi devreye…
Oturmam, kalkmam, giydiklerim, gülüşüm ve hatta bakışlarım bile baskı altına alındı.
Kadının varlığı, neredeyse yokluktu.
Ve bir gün, bana giydirilen bu kıyafeti yırtıp attım üstümden.
Bana bakan gözlerin, zihnin ve bilincin sorumlusu ben değilmişim — bunu anladım.
Sonra, yargıladıkları o düşünceler dönüştü…
“Tek başına 3 çocuğa bakabilen,
eve, işe ve çocuklarına yetebilen,
yorulmayan, pes etmeyen ve istediğini elde edebilen bir kadına.”
Çünkü “iyi” ve “doğru” zamanla değişir.
Şimdi… içine gömdüğün kendini bul.
Belki biraz zaman alacak ama sakın vazgeçme.
Eşele o kumu ve çıkar dışarıya sende saklı olanı.
Çünkü onu sadece sen bulabilir, sadece sen çıkarabilirsin.
Kendin olmaktan sakın vazgeçme.
Bir sen, bir de kendin kalacak geriye.
Öteberiyi düşünme…
Kendini bulduğunda,
hep iyilik gelecek önüne.
Destekleyen insanlar olacak çevrende.
Sana ait olmayan her ne varsa, gitsin cehennemin dibine.
Sen kendi cennetini bulacaksın.
Ve bil ki;
Kendi içindeki cenneti bulanlar,
cehennem zebanileriyle karşılaşmazlar.



