Dile kolay 40 yıl..
Nam-ı diğer olgunluk yaşı, dünyadaki herkesle ve her şey ile kavganın bittiği ama asıl kavganın -kendinle olanın- başladığı zaman dilimi..
Bu yaşa kadar yapılan her bir davranışın sebebi başarı, onaylanmak ve toplumdaki konum iken, artık hayatın anlam arayışının, içsel huzurun ve özgünlüğün öne çıktığı süreçler.
Tasavvufta; 40 rakamı olgunluk, içsel dönüşüm ve nefs terbiyesiyle ilişkilidir. Ruhun, egonun sınavlarını daha derinden kavradığı, dıştan içe yönelmenin başladığı yaş olarak görülür.
Peygamberlerin çoğu 40 yaşında risalet görevine başlamış. Çünkü bu yaş, içsel bilgelik ve ruhsal sorumluluğun kapısının aralandığı bir geçit.
Bir diğer yandan Carl Jung’un tanımıyla ise 40 yaş “HAYATIN ÖĞLEDEN SONRASI”.
Koşmaktan yürümeye,
Kanıtlamaktan anlamaya,
Kontrolden teslimiyete geçiştir.
Güneş’in aydınlığının yakıcı ispatı yerine artık huzur, sakinlik ve güvenle parlaması gibi..
Kim olmak istediğin değil,
Kim olduğunu anlamak için 40 yaş bir eşik kapısıdır.
40 yaşında insanın egosu geri çekilir, ruh isteklerini sıralamaya başlar.
Astrolojide 40 yaşta ki aydınlanmadan sonra devam eden süreçte, yaklaşık 42 yaşında kişinin Uranüs döngüsü başlar.
Bastırılmış duygular, yarım kalmış arzular öne çıkar.. Eski kalıplar yıkılır, radikal kararlar alınır ve özgürleşme arzusu artar..
Kendine uyandığın ve ruhunla tanıştığın yaştır 40 yaş..
Ömer Hayyam’ın dizelerinde ki kendini farketmek gibi, sizlere de onun sözlerini bırakmak isterim..
“Ben olmayınca, bu güller, bu serviler yok.
Kızıl dudaklar, mis kokulu şaraplar yok.
Sabahlar, akşamlar, sevinçler, tasalar yok.
Ben düşündükçe var dünya, ben yok o da yok.”
Velhasıl kelam..
Kendimden kendime not;
- Yaşın kutlu olsun
İYİ Kİ DOĞDUN BAŞAK ALTIN,
İYİ Kİ VARSIN VE HEP VAR OLASIN..



